IMA Blog

Pazartesi

21

Mart 2016

Modayı doğru okumak…

zeynep_soylu_photo

Hepimizin bu aralar moda hakkında az da olsa bir bilgisi var. Peki kim modadan daha iyi anlıyor ve uyguluyor?

Look, must-have, moodboard, it-girl, catwalk, styling, total-look, fashion week, backstage, vintage diye uzayıp giden bir liste. Peki bu terimlerin ne anlama geldiğini bilmek zorunda mıyız?

Aslında konu modayı doğru algılayabilmek ve uygulayabilmek. İşte mesele de burada başlıyor. Size biraz güncel moda durumlarından bahsedip daha sonra modayı nasıl doğru uygulamanız gerektiğinden bahsetmek istiyorum.

Belli başlı moda kentlerinde moda haftaları sona ererken Mercedes-Benz İstanbul Fashion Week’in tam ortasındayız. Hepimizin Instagram’larında kimin ne giydiğiyle alakalı çokça fikre sahip olacağı bolca fotoğraf göreceğiz. Ayrıca Türk tasarımcıların yeni sezon için neler yarattıklarını yakından inceleyeceğiz. Bu sezonda büyük moda markalarının kreatif direktörlerinin çoğunun ya başka markalara geçtiğini ya da yeni tasarımcılara artık daha çok fırsat verildiğini görüyoruz. Sosyal medyanın yarattığı etkiyle tüketim arttıkça modada da artık satış stratejilerini değiştirmek için farklı yöntemler bulmaya çalışıyor.

Söylediğim gibi modaya olan ilgi hem sosyal medya hem de tüketimin artmasıyla paralel olarak hayatımıza daha çok girdi. Peki hayatımızın bu kadar otrasında yer alan modayla illa herkes ilgilenmeli mi ya da modadan anlamalı mı?

Kanımca önemli olan son trendleri uygulamak değil, nasıl göründüğünüz noktasına odaklanmak olmalı. Çünkü insanların sizin hakkınızdaki fikirleri sizi gördükleri ilk 3 saniyede şekilleniyor. Şunu da unutmamak lazım ki herkes modaya uyacak herkes çok stil giyinecek diye zorunluluk da yok. Ama doğru yerlere doğru kıyafetlerle gitmek gerekiyor esas kilit nokta bu. Bu yüzden ‘dress codel’ar var, bu yüzden stilimiz kişiliğimizi anlatıp ele veriyor. Zaten moda akımlarının da çıkış noktaları hep bu şekilde oluyor. Yaşadığımız hayat tarzına göre kendimize yakın buluyoruz bir tasarımcıyı ve onu tercih edip tasarımlarını satın alıyoruz. Bunların hepsi bir domino taşı şeklinde sıralanmış öğeler.

En önemli noktaya gelecek olursak bütün bunları yaparken o ince çizgiyi kaçırmamız gerekiyor. O çizgi neresi derseniz, hepimizin vücut yapısı, tarzı farklı bu yüzden her moda olan şey hepimize yakışmıyor ne yazık ki. Uzun lafın kısası trendi yakalayacağım diye moda kurbanı (fashion victim) olarak adlandırdıklarımızdan olmayın. Ya da bize yakışmayan bir saç trendi, makyaj denemesini de yapmak zorunda olmadığımızı unutmayın.

Doğru olan içinize dönüp gerçekten ne hissettiğinizi yakalamak sonra size en yakın gelen stil kodları ve moda tarzını bulmak için biraz araştırma yapmak. Bunu da blogger’lari, ünlüleri veya trendsetter’ları takip ederek elde edebilirsiniz. Sonra onların giydiklerinin benzerlerini kendinize uygulamaya çalışın. Korkmayın bir anda olacak bir şey değil, tarz, yıllarca karakter gibi şekillenip oturur. Hep söylediğim gibi burada da dozu kaçırmıyoruz. Her şeyi bir anda uygulamak yok ve vücut yapınızı unutmamanız en önemli şey. Bütün bunların yanında son dokunuş olarak etrafa yaydığınız enerjinizi en yüksekte tutmaya özen gösterin.  Olumlu düşünün, insanlarla göz teması kurun, doğal olun! Bir Chanel taşırken onun karizmasını ve cooluğunu hissedip yansıtın. Kimse ruhsuz, marka yığını giymiş biriyle konuşmak istemez. Modanın içinde olun ve en önemlisi bundan zevk alın. Kıyafetlere ruh katanların içindeki, yani SİZ olduğunu asla unutmayın!

Konuk Editör: Zeynep Soylu