IMA Blog

Çarşamba

19

Şubat 2014

İkonografi: Yves Saint Laurent

yves1

21 yaşında Paris moda sahnesinin en kült modaevlerinden birinin başına geçen Yves’e katıldığı basın toplantısında “Bu iş için çok genç değil misin?” sorusu yöneltilir ve yakın zamanda moda sahnesini yönlendirecek deha, tahmin edeceğiniz bir soğukkanlılıkla gerekli cevabı verir… Bahsi geçen zamandan itibaren modanın dahi çocuğu olarak anılan tasarımcı, hem iflasın eşiğinde yönetimine geçtiği Christian Dior, hem de kendi adı altında kurduğu modaeviyle, giyim sektörünü derinden sarsacak kararlar verip Coco Chanel’in ardından kadına özgürlüğünü verecektir…

Yves Henri Donat Mathieu Saint Lauren’ın hikayesi, bitimindeki şaşaadan uzakta, Cezayir’de başlar. Gençlik yıllarında kağıttan bebekler ve kıyafetler diken çocuk 18’ine gelmeden evdeki kadınların giyiminden sorumlu olur. Rüştünü ispat ettiğinde ise Paris yolu kaçınılmaz rotasında belirir ve müstakbel tasarımcı kendini Chambre Sydicale de la Haute Couture’ün kapısında bulur. Tasarımları kısa süre içerisinde ilgi çeken Yves, Vogue Paris editörü Michel de Brunhoff tarafından Christian Dior’la tanıştırılır ve bildiğimiz haliyle Yves Saint Laurent hikayesi start alır.

Christian Dior’daki ilk yıllarında, yeteneğinin farkında olmasına rağmen Christian, Yves’i ayak işlerinden sorumlu tutar. Geçen kısa süre sonunda tasarımları artan bir grafikle koleksiyona giren Yves’in, Dior’un varisi olacağı haberini ilk elden herkesten önce annesi alır. Tabii Dior’un Kuzey İtalya’da ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetmesi hem annesini hem de hikayenin kahramanını büyük bir şoka sokar. Fakat şov devam etmelidir.

Modaevinde kendine ait ilk defilesinde büyük başarı toplayan Yves’in ikinci adımı gereğinden uzun olan adını kısaltmak olur. Tam da hızlı yükselişe geçen kariyerinin orta yerinde Yves ‘beklenmedik’ bir şekilde Fransız ordusuna ve üzerinde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakacak Cezayir Savaşı’na katılır.

Moda sahnesine dönüşü, uzun süre hem iş ortağı hem de hayat arkadaşı olacak Pierre Bergé sayesinde olur. Yves’in adı altında kurdukları yeni modaevinin başlangıç aşamasında Pierre “ Sen bir dahisin, ve sadece en iyi bildiğin şeyle, tasarımla uğraşmalısın. Geri kalan her şeyle ben ilgilenirim.” der. Yves böylece altın sözleşmesini bir öpücükle mühürlemiş olur.

1960-1970 yılları arasında podyumlarda fırtına gibi esen Yves, unisex kıyafetleri, dar taytları, dar uzun botları ve 1966’da ilk kez görücüye çıkardığı kadın smokini ‘Le Smoking’le moda dünyasını ve onun katı Fransız kurallarını derinden sarsar. Günümüz modasının vazgeçilmez söylemlerinden lüksün demokratikleşmesi temellerini atıp ‘ready to wear’ koleksiyonu çıkaran ilk Fransız tasarımcı sıfatıyla da bir kez daha tarihin sayfalarına adını yazdırır. Hazır giyim koleksiyonun ilk mağazasının ilk müşterisi de hatırlayacağınız üzere Catherine Deneuve’dür.  Ünlü oyuncu arkadaşı ve hayranı olduğu tasarımcı hakkında ileride “İki hayatı olan kadınlar için tasarlardı” der; dualite ve kontrast tasarımcının her daim ilhamları arasında yer alır. Sokak modasını couture podyumlarına entegre eden biri için daha doğru bir tanım olamazdı zira.  Tasarım esteğiyle baş döndüren tasarımcının gece hayatı da eşit derecede baş dönmesine sebebiyet vermekteydi. Studio 54’ün müdavimlerinden olan Yves, senede iki haute coutre, iki de rtw koleksiyonu hazırlamak durumundaydı. Kendiyle ve sektörle yarış hali, psikolojik dengesizlikleri ve mükemelliyetçi yapısı git gide yüzünü daha çok alkol ve uyuşturucuya dönmesine sebep oldu. Zaman zaman şovlarının sonunda yürüyemeyecek durumda olduğundan modellerin desteğiyle selama çıkardı.

Her yıldız doğar, büyür, en parlak dönemini yaşar ve fizik kurallarınca kaçınılmaz olarak söner. Yves son fazza yaklaşmıştı… Kariyerinin ilk büyük çöküşünü 1987’deki New York şovuyla yaşayan tasarımcı, Kara Pazartesi’nden sadece günler sonra üzerinde 100,000 dolarlık mücevher barındıran ‘günlük’ ceketiyle büyük tepki toplamış, gündemin nabzını tutmaktan uzaklaştığı için kamuoyu da tasarımlarından uzaklaşmıştı.  Medyaysa şovu basitçe sıkıcı olarak tanımlamıştı.

Milenyuma girildiğinde bile, yıldız parıltısını kaybetmesine rağmen moda sahnesindeki etksini kaybetmeyen Yves, dönemin Fransa başkanı Jacques Chirac tarafından Légion d’Honneur’e laik görülür. Bir sene sonra resmen emekliye ayrılan tasarımcı Normandiya’da köpeği Moujik’le beraber sakin bir yaşama çekilir. 2008’de beyin kanserinden hayatını kaybeden Yves Saint Lauren’in geride bıraktıklarının bir kısmı ölümünden bir sene sonra Christie’s’de açık arttırmayla satılır. Uzun süreli hayat arkadaşı ve ömrünün sonuna kadar iş ortağı olan Pierre satışın şöyle açıklar: “Tüm koleksiyon Yves olmadan benim için bir anlam ifade etmiyor .”

Belki kurucusu olduğu markası için de birçokları aynı yorumu yapabilir, ve belki de haksız sayılmaktan çok uzakta olurlar. Zira Yves’in kurduğu imparatorluk ve içerisine entegre ettiği fikirleri varlığından bağımsız, her koşulda markaya değer ve anlam katmaya devam ediyor.

Yves Saint Laurent’in 2008 yılındaki ölümünden sonra, markanın kreatif direktörü Hedi Slimane, markanın ismini Saint Laurent Paris olarak değiştirdi. Fakat; YSL logosu hala parfüm, çanta gibi ürünlerde kullanılmaya devam ediliyor.